![]() | |
| | ||
| | Seçenekler |
| | #1 |
| 'Çiçek misyonunu sürdürecek' Avukat Behiç Aşçı, bugüne kadar savunduğu ve F Tipi cezaevlerinde tecride maruz kalan birçok müvekkilinin haklan için 293 gün boyunca ölüm orucu eylemini sürdürdü. Eylemine, Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan ve tutuklu ve hükümlülerin birbirleri ile görüşme sürelerini haftada 5 saatten 10 saate çıkarmayı öngören genelge ile birlikte ara verdi. Sağlık durumu giderek düzelen Aşçı, F Tipleri'nde koşulların düzelmemesi halinde yeniden ölüm orucuna başlayabileceğini belirtti.»Ölüm orucuna ara vermenizin üzerinden yaklaşık 9 ay geçti. Sağlık durumunuz nasıl? Henüz tam iyileşme gerçekleşmedi. Tamamen iyileşmem en az 1-1,5 vıl sürecek. Ama tedavideki gelişmeler kendi içinde iyi, herhangi bir organ hasarı kalmadı. Kas ve sinir sistemimdeki iyileşme ise yeni yeni başladı. Bacaklarımdaki his kaybı henüz tamamen geçmiş değil. Ama dediğim gibi, tedavideki gelişim gayet iyi. »Ölüm orucuna ara verdiğinizi açıklamıştınız, yani tam olarak sona erdirdiğinizi söylememiştiniz. Verilen sözlerin yerine gelmemesi halinde yeniden başlama ihtimaliniz var mı? Evet, tekrar başlama ihtimalim var, ama bu koşullara göre belirlenir. Adalet Bakanlığı tecridin varlığını kabul etti ve genelge yayınladı. Ancak bu genelge 13 F Tipi cezaevinin n'inde uygulanmıyor. Genelge, tutuklu ve hükümlüler açısından bir soluk borusu, önemli bir kazanım. Tutuklu ve hükümlülerin aleyhindeki genelge ve hüldimler hemen uygulanırken, lehte hükümlerin uygulanmaması konusunda ısrar var. Bakanlığın uygulama için personelin ve yerin yetersiz olduğu gerekçesine katılmıyorum. 19 Ara-lık'ta 20 ayrı yerde operasyon yapıldı, tutuklular sevk edildi ve bunu yapmaya yetecek personel vardı. Bunu yapan iktidarın 'personel yok' gerekçesi inanılır değil. »Ölüm orucu sonrasında hiç 'neden bıraktın' tepkisi ile karşılaştınız mı? Hayır, herkes sonucu olumlu buldu. Çünkü bu, son 30 yıldır hapishaneler tarihinde yazılı metinle sonuçlanan ilk cezaevi direnişiydi. Sokakta yürürken, otobüste giderken beni durdurup 'Siz Behiç Aşçı değil misiniz" deyip olumlu tepki veren birçok insanla karşılaştım. »293 gün süren ölüm orucunuz devam etseydi ve hayatınızı kaybetseydiniz sizce ne gibi gelişmeler olurdu? Ben ölsem de direniş devam ederdi. Direniş ne benimle başladı, ne de benimle bitecekti. Talepler karşılanana kadar da devam edecekti. Eylemim, bir noktadan sonra kamuoyunun gündemine oturmuş ve sonuç yaratmıştı. Açıkçası ölürsem sonrasında ne olacağına dair çok fazla öngörüde bulunmadım, fakat benim ölümüm halinde başka avukat arkadaşlarımın ölüm orucuna gireceğini biliyorum. Bunu bana söyleyen en az 2-3 meslektaşım vardı. »Bir önceki hükümetin Adalet Bakanı Cemil Çiçek zamanında cezaevlerinde birçok hak ihlali yaşandı ve yine birçok kişi ölüm oruçlarında can verdi. Siz ölüm orucundayken de Cemil Çiçek bakanlık görevini sürdürüyordu ve uzlaşmaya yanaşmayan bir tavır içindeydi. Aynı Çiçek'in yeni hükümette 'İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı' olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Evet. Cemil Çiçek, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı, ama aynı zamanda da Terörle Mücadele Yüksek Kurulu'na başkanlık edecek. İnsanların hak taleplerini bastırmak için kurulan bu kurula başkanlık edecek olan Çiçek, bir anlamda misyonunu sürdürüyor olacak. İnsan Haklarından Sorumlu Bakan olmasının onun pratiği açısından belirleyici olacağını sanmıyorum, esas belirleyici olan kurul başkanlığı olacak. Çiçek yeni döneme damgasını Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı olarak vuracaktır. Yani hiçbir şey değişmedi, her şey gibi Çiçek'in misyonu da aynı. »22 Temmuz seçimleri sonrasında parlamentoya DTP'Ii, sosyalist milletvekilleri girdi. Sizin ölüm orucunda olduğunuz süreçte 1-2 vekil dışında konu çok da parlamentoya taşınmadı. Yeni dönemde parlamentoya giren DTP'Ii, sosyalist vekiller o dönem Meclis'te olsaydı süreç nasıl gelişirdi? Tabii konunun kamuoyu gündemine girmesi açısından olumlu katkıları olabilirdi. Ama şöyle bir gerçek var ki, tecrit bir siyasi iktidar politikası. İlk F Tipleri'ni açan Hikmet Sami Türk'tür, DSP'dir. Ama onlardan sonra da anlayış değişmedi, aynı mantık ve irade devam etti. Ancak aslolan bizim irade-mizdir. Büyük bedellerle haklarımız siyasi iradeye kabul ettirildi. Kendisini solda tanımlayan vekillerin mecliste olması sesimizin duyulması açısından önemli, ama bu sonucu etkilemez, yeterli güçleri yok. Önümüzdeki dönemde de hak ihlalleri devam edecek ve söz konusu vekillerin neler yapabileceklerini bu süreçteki pratikleri ile göreceğiz. 'KEŞKE SİZİ YAŞATACAĞIZ DESELERDİ' »Ölüm orucu sürecinde en çok ne konuda endişelendiniz? Ölmek mi, sakat kalmak mı, yoksa iradenize yenilip direnmeyi bırakmak mı? Ölüm korkusunu eyleme başlarken kendi zihnimde tartıştım, ama bu korkuyu yendim diyemem. Ölümden korkmak ya da korkmamak anlamlı değil, ama ölümümüzün işe yaramasını bekleriz. Bir trafik kazasında öl-mektense, büyük bir direniş içerisinde yer alıp ölmeyi tercih ederim. Eyleme başladıktan sonra zihnimdeki tartışmalar arka planda kaldı. Eylemim sürerken ve kamuoyu gündemine gelmişken, Hrant Dink'in öldürülmesi ile hükümetin aradığı can simidini bulduğunu düşünmüştüm, ancak gelişmeler tersine oldu, tepki ve öfke büyüdü. Demokratik muhalefetin sahiplenmesi ile çok güzel bir sonuç ortaya çıktı. Herkes el ele mücadele etti ve kazandı, mücadeleye katılan herkesi tebrik ederim. »F Tipi cezaevlerinde tecridin kalkması için 'üç kapı, üç kilit'in açılması dışında bir çözüm yolu var mı? Yeni genelge ile haftada 10 saate çıkarılan tutuklu ve hükümlülerin birbirleri ile görüşme hakkı yeterli mi? F Tipleri'nde birçok çözüm formülü önerilebilir. Ama üç kapı, üç kilit dışındakiler fiziki düzenleme, kırıp dökme gerektirir. Bu, en ekonomik, basit ve gerçekliği olan çözümdür. Tabii daha kapsamlı çözümler hayata geçirilebilir, ama dediğim gibi bunlar kapsamlı düzenleme gerektirir. 10 saatlik görüşme süresi yeterli değil, ama çözüm somut bir adım. Bunun gerisinin gelmesini bekliyoruz. »Ölüm orucu sürecinde sizi en çok üzen, yaralayan olay ne oldu? Ölüm orucunun ilk bir ayında daha sonra hayatını kaybedecek olan Fatma Koyupınar ile beraberdik, aynı evdeydik. Fatma'nın durumu ağırdı ve son günlerini yaşıyordu. Eve ziyarete gelen herkes, "Behiç seni yaşatacağız" diyordu. Ben ise kendi kendime "Fatma'yla farkımız yok. Bana daha fazla yaşama hakkını tanıyan ne" diye düşünüyordum. Keşke gelen herkes "sizi yaşatacağız" deseydi. Bunu unutmayacağım. Ölüm orucunda can veren 122 insanın hepsi yaşamayı benim kadar hak ettiler, keşke aynı duyarlılığı hepsi için gösterebilseydik. »Ölüm orucu sürecinden ne gibi çıkarımlar yapabiliriz? Süreç gayet öğretici oldu. Demek ki kazanılmayacak bir mücadele yokmuş, yeter ki örgütlü olalım. Bedeli belki büyük oluyor, ama kazanıyoruz. Adalet Bakanlığı'nın genelgesinin uygulanması konusunda, Anayasa hazırlanması konusunda da duyarlı olmalıyız. Neden sorunların hepsini çözemeyelim ki, 70 milyon insanız. »293 gün boyunca basının tavrını sizce nasıldı? Basının duyarlılığı sansür koşullarına rağmen gayet güzeldi, sansür aşıldı diyebiliriz. Basın, bazı sorumluluklarını tekrar hatırladı. Tecridin basın yoluyla tartıştırılması son derece olumluydu, duyarlılığın devamını bekliyoruz. Basının tavrı içinde basın emekçilerinin yerini ayrı değerlendirmek gerekiyor. Olağanüstü bir duyarlılık gösterdiler ve sonucun alınmasında bu duyarlılığın etkili olduğunu düşünüyorum. »Bir hukukçu olarak yeni Anayasa tartışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Mevcut tartışma siyasi iktidarın belirlediği zeminde yürüyor. Kimsenin elinde Anayasa taslağı yok. Elimizde sadece Ergun Özbu-dun'un hazırladığı taslak var, ama onun da değiştirildiğini bizzat hükümet açıkladı. Tüm bir Anayasa tartışması laiklik üzerinden yürüyor. Öncelikle Anayasa'nın hazırlanma yöntemi tartışılmalı. Yeni Anayasa, hazırlanışına halk örgütleri katılmadığı sürece kabul edilemez. Başbakan Erdoğan, "Herkes kendi işine baksın" dedi, bu garip. Çünkü anayasalar eğitim, sağlık, barınma hakkının, kültürel hakların nasıl karşılanacağını belirleyen belgelerdir. Hazırlanışı, halkın her kesiminin genişçe tartışabileceği zamana yayılmalı. Kapalı kapılar ardında tartışılıyor, adeta yangından mal kaçırılıyor. Haklar ve özgürlükler hiç tartışılmıyor. AKP, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu (PVSK) ile polise adam öldürme yetkisi verdi. Bu hükümetin hak ve özgürlükleri genişletmesini beklemek mümkün değil. Yeni Anayasa neredeyse eskisinden daha baskıcı olacak, sürgün, kente giriş yasağı gibi yaptırımlar geliyor. Bu nedenle de halktan kaçırıyorlar. Anayasaların nasıl oluşturulacağı konusunda sosyalist ülkeler örnek alınmalı. Bu ülkelerde hazırlanan anayasalar, 4-5 yıl boyunca toplumun her kesimi tarafından tartışılıyor. Bence doğru yöntem de budur. ERKAN ÇINAR İZMİR [Only Registered and Activated Users Can See Links. Click Here To Register...] | |
| |
| | #2 |
| baba sağolll | |
| |
| Seçenekler | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | Son Mesaj |
| """"""Gafffurrr 12 adet video indiirrr"""""""" | <METEHAN> | Cep Telefonu Temaları ve Videoları | 22 | 08.12.2008 21:17 |
| Kulübümüzden Beklenen Tepki: "Hınç Almaya Devam Ediyor" | durmaz | Spor Konulari Arsivi | 0 | 11.09.2008 21:25 |
| PANİK---""""ALMAYAN BÖYLE OLSUN""""(napim albümün adı bu) | matrast66 | Silinen Konular ve Mesajlar | 29 | 01.05.2008 03:39 |
| "Elazığ Okuyor" Projesi Devam Ediyor | CP Robot | Silinen Konular ve Mesajlar | 0 | 19.10.2007 16:20 |