
Dostluk kazansın
[Only Registered and Activated Users Can See Links. Click Here To Register...] 
Galip gelmek için her yolu mübah saymayalım, çünkü hepimiz kardeşiz
99 yıldır devam eden daha yüzyıllarca da sürecek Galatasaray-Fenerbahçe koşusunda, önemli olan adam gibi mücadele etmek. Maçtan bir gün, bir hafta, bir ay sonra yüzyüze bakacağımızı asla aklımızdan çıkarmayalım
Beşiktaşlı dostlar kusura bakmasın ama Türkiye’de derbi deyince ilk akla gelen, Fenerbahçe-Galatasaray maçlarıdır. Bu Pazar bu derbi, büyük olasılıkla sezonun en büyüğünü belirleyecek. Ali Sami Yen’den zafer şarkıları söyleyerek çıkan taraf şampiyonluğa koşacak. Beraberlik halinde nefeslerimizi tutup, son iki haftayı bekleyeceğiz.
Oliver Stone’un ‘Any Given Sunday’ filmini hatırlıyor musunuz? Bizde ‘Kazanma Hırsı’ adıyla oynamıştı, doğrudan çevirirsek ‘Herhangi Bir Pazar’ demek mümkün... Başroldeki antrenörü canlandıran Al Pacino, oyuncularına sık sık verdiği öğütlere ‘Herhangi bir Pazar günü çıkar, oynar, kazanır ya da kaybedersin. Önemli olan, adam gibi mücadele etmektir’ sözleriyle başlıyordu filmde...
Günlerdir, hatta haftalardır bu maç konuşulduğuna, Fenerbahçe-Galatasaray diye başlayan haberler spor sayfalarına sığamadığına göre, bu Pazarın Türkiye için herhangi bir Pazar olacağını kim söyleyebilir?
Yaşama dair bütün heveslerini, umutlarını sahaya çıkacak 22 adamın omuzlarına yükleyen, onların alacağı sonuca göre sıkıntılarını unutma planları yapan (ya da dertlerinin ikiye katlanabileceği olasılığını kafalarından söküp atmaya çalışan) milyonlarca insan... Ekran karşısında her tehlikeli atakta havaya zıplayacak olanlar, tribünlerde kıpır kıpır dudaklarla hatim indirenler, uğurlu gömleğinden ya da tesbihinden medet umanlar, ‘kalp krizi geçiririm’ korkusuyla maçı seyretmekten vazgeçen ve o saatlerde ıssız sokaklarda yürüyüşe çıkanlar... Bütün bu insanların yalnızca futbol topuna meftun olduğuna, bu maçı sadece bir ayaktopu müsabakası olarak gördüğüne inanıyor musunuz sahiden? Farkında olmadan yıllardır hayatın her alanında kaybettiğimiz yüzlerce yarışı, veremediğimiz sınavları, bizi üzenleri, ezenleri, kederlerimizi, pişmanlıklarımızı vurduk ruhumuza ve geldik bu maça... Şimdi hepsini unutturacak, yüzümüzü güldürecek bir sonuç çıksın istiyoruz bu 90 dakikadan. İşte bu yüzden, herhangi bir Pazar olduğuna bizi kimse inandıramaz. İşte bu yüzden kaybetmemek için şiddet dahil her yola başvurmayı mübah sayarız. Küfürlerle saldırdığımız, kafasını kırmaya çalıştığımız kişinin aslında kardeşimiz olduğunu unuturuz.
99 yıldır süren koşu
Bir de futbolcuların yerine koyalım kendimizi... Onlar için Papazın Çayırı’nda 1909’daki ilk randevudan bu yana tam 99 yıldır süren ve daha yüzlerce yıl sürecek bir uzun koşu bu... Emin Bülent’in ilk golünden beri sayısız maça, sevince ve üzüntüye sahne olmuş... Kimi gün aynı ailenin çocukları farklı renklerde formalarla mücadele vermiş yeşil çimlerde, kimi gün farklı formalarla birbirlerini altetmek için terleyenler, dost olmuşlar maçın bitiminde... Bugünün Hakanları, Semihleri, Ardaları, Gökhanları dedelerinden bile yaşça büyük olan, yüzünü hiç görmedikleri, muhtemelen ismini de bilmedikleri, şimdilerde soluk fotoğraflarda kalmış sporcuların başlattığı rekabeti, yarınlarda yine ismini bilemeyecekleri torunlarına bıraktıklarının farkında. Şimdiki zaman önemli ama geniş zamanlarda hepimiz bir zincirin halkası olabiliriz ancak. Bu açıdan bakınca, futbol için, futbolcu için bu Pazar, herhangi bir pazar... Yüzlerce maçı geride bırakmış Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti için bu maç, herhangi bir maç.
Unutmayın; ‘Herhangi bir pazar günü oynar, kazanır ya da kaybedersiniz. Önemli olan adam gibi mücadele etmektir.’ Haydi, bir cümle de ben ekleyeyim: Önemli olan, maçtan bir gün, bir hafta, bir ay sonra yüz yüze bakacağını, birbirinin tuzuna muhtaç olacağını aklından çıkarmamaktır.