![]() | |
|
TEST
| ||
| Anketimiz: Yüreginin Götürdügü Yeremi Aklının Götürdügü Yeremi Gitmeli İnsan??? | |||
| Yüreginin Götürdügü Yermi?? | | 2 | 50.00% |
| Aklının Götürdügü Yermi?? | | 2 | 50.00% |
| Katılımcı sayısı: 4. Anket kapatılmıştır | |||
![]() |
| | Seçenekler |
| | #1 |
| Susanna Tamarro ' nun Yüreginin Götürdügü Yere Git adlı kitabından bazı kesitler sunuyorum ; sf.13 Çok uzun yaşadığım ve pek çok kişi yitirdiğim için artık biliyorum ki ölüler yokluklarıyla değil de - onlarla bizim aramızda - söylenmeden kalan sözler yüzünden keder verirler asıl. sf.14 Çocukluk ve yaslılık birbirine benzer. Her iki durumda da, değişik nedenlerle, insan oldukça savunmasız olur; hala -ya da artık- etkin yaşantının bir parçası değildir, bu da korunaksız, açık bir duyarlılıkla yaşamaya yol açar. Bedenimizin çevresinde görünmez bir zırh oluşması ergenlik döneminde başlar. Bu zırh bu dönemde oluşur ve ergin yaşam boyunca kalınlaşır. Gelişimi biraz da incininkine benzer, yara ne denli büyük ve derinse, çevresinde oluşan zırh o kadar güçlü olur. Ama sonra zamanla, çok uzun süre giyilen bir giysi gibi en çok kullanılan yerlerinden yıpranır, dikişleri atar ve ani bir hareket sonucu yırtılır. Başlangıçta hiçbir şey fark etmezsin, zırhının hala seni sıkıca sardığını sanırsın, ama bir gün birdenbire, aptalca birşey karşısında bir çocuk gibi nedenini bilemeden ağlamaya başlarsın. s.16 Akmayan gözyaşları kalpte birikirler, zamanla kabuk tutarlar ve kirecin camaşır makinesini tıkaması gibi kalbi tıkayıp felç ederler. s.21 Sana zaman yitirmenin hiç de kötü bir şey olmadığını hatırlattığım zaman müthiş irkiliyordun. En çok da, hayatın bir koşu değil, hedefi vurmak olduğunu söylediğimde dehşete kapıldın: önemli olan zamandan tasarruf değil, bir hedef bulmaktır. s.23 Ne yazık ki sabun köpüklerine takılıp havalarda uçmuyoruz mutluluk içersinde; yaşamlarımızda hep bir önce ve sonra var ve bu önce ile sonra, bir av üzerine atılan bir ağ gibi konuyor üzerimize. ... Bir zamanlar okuduğum bir Hint kitabına göre bütün güç kaderin elindedir, irade gücü yalnızca bir bahanedir. Bunu okuduktan sonra içimi müthiş bir huzur kaplamıştı. Ne var ki ertesi gün birkaç sayfa okuyunca, kaderin geçmişteki davranışlarımızın bir sonucu olarak oluştuğunu, kaderimizi kendi ellerimizle bizim çizdiğimizi gördüm. Böylece baslangıç noktasına geri döndüm. Bu düğümün çözüm noktası nerededir diye sordum kendime. İpin hangi ucu çözer yumağı? Bir ip mi yoksa zincir mi söz konusu? Kesilip koparılabilir mi, yoksa bizi sonsuza dek sarıp sarmalar mı? s.26 Çok tuhaf, çünkü gençken bahçeye bakmak beni sıkardı: bir bahçe sahibi olmak bana bir ayrıcalıktan çok, angarya gibi gelirdi. Bir-iki gün elimi üzerinden çeksem büyük zahmetlerle ulaştığım sonuç yeni baştan bir karmaşaya dönüşüveriyordu. Bu karmaşa da beni herşeyden çok rahatsız ediyordu. İç dünyam düzenli değildi, bu yüzden içimde kaynayan karışıklığı dış dünyada görmek beni rahatsız ediyordu. s.30 Söylenen pek çok şeye karşın, inanıyorum ki insan kafasında ışıktan çok gölge var. s.32 İnsanın kendini reddetmesi küçük görmeye yol açıyor. Buradan da öfkeye giden yol çok kısa. s.40 Alınyazısı, kalıtım, eğitim, bunların biri nerede bitip, öteki nerede başlıyor? Bir an için durup düşündüğünde bütün bunların içinde saklı olan gizem insanı korkutuyor. s.42 Rastlantı: Bayan Morpugo'nun kocası bana bir seferinde İbranice'de bu sözcüğün karşılığının olmadığını söylemişti. Rastlantısal bir durumu belirtmek gerektiğinde Arapça karşılığını kullanırlarmış. Gülünç değil mi? Gülünç, ama güven verici: Tanrı'nın olduğu yerde rastlantıya yer yoktur, onu simgeleyen o basit sözcüğe de elbette. Herşey yukarıdan düzenlenmiş, belirlenmiştir. Başına gelen her olay olur, çünkü bir anlamı vardır. Dünyanın bu görüşünü kucaklamakta tereddüt etmeyen insanları, seçimlerinin hafifliği nedeniyle kıskanmışımdır hep... s.49 Yoldaki kavşaklarda başka yasamlarla karşılaşırsın, onları tanıyıp tanımamak, derinine yaşamak ya da es geçmek yalnızca bir anlık karar sonucudur; bunu bilmesen de dümdüz ilerlemekle sağa sola sapmak söz konusu olduğunda genellikle senin varlığınla, ve yanında olacak kişinin yazgısıyla oynanmaktadır. s.51 Küçük bir çocuğun bu tür şeyler sezinlemesi sana tuhaf ya da abartılı gelebilir. Ne yazık ki, çocukluğu bir körlük, bir yoksunluk olarak algılamaya, içinde fazlasıyla zenginlik barındıran bir şey olduğunu görmezden gelmeye alışmışız. s.56 Yavaş yavaş müzik ve onunla birlikte yaşamımın ilk yıllarına eşlik etmiş olan neşe de yok oldu. Neşe, evet, en çok özlediğim şey bu olmuştur. Sonraları mutlu oldum, ama mutluluk neşenin yanında güneşin yanında bir elektrik lambası gibidir. Mutluluğun hep bir nesnesi vardır, birşeyler yüzünden mutlu olunur, varlığı dışardan bir olaya bağımlıdır. Oysa neşenin nesnesi yoktur. Belirgin olmayan bir nedenle sarar seni, varlığı günese benzer, kendi yüreğinin ısısıyla yakar. s.63 Sorunların çözümü günlük deneyimlerden doğar, nesnelere gerçekte oldukları gibi bakmaktan geçer. Onların olmaları gerektiği şekli düşünmekten değil. s.69 Böyledir bu dünya, yaşam cömertlik ister: İnsanın kendi içindeki karakteri yetiştirmesi, ama bunu yaparken de çevredeki hiçbir şeyi algılamaması, hala soluk alsa da ölü olmaya benzer. s.71 Anlayışın sessizliğe gereksinmesi vardır. Gençken bunu bilmezdim, şimdi cam akvaryumuna dönen bir balık gibi bu boş ve sessiz evin içinde dolaşırken bunu biliyorum. s.81 Doğal olarak, kazadan sonra doktorların bana ilk söyledikleri, yaşasa bile eski hali olmayacağıydı, felçli kalabilirdi ya da yalnızca bir tarafı hissedebilirdi. Ve şunu biliyor musun? Ben annelik bencilliği ile yalnızca yaşamasını düşünüyordum o kadar. Ne durumda olursa olsun önemi yoktu. Hatta onu tekerlekli iskemlesinde gezdirmek, yıkamak, yedirmek, onunla ilgilenmek, günahımı bağışlatmak için en iyi yoldu. Benim sevgim gerçek olsaydı, gerçekten olsaydı, gerçekten cok büyük olsaydı, onun ölümü için dua ederdim. Ne var ki sonunda birisinin onu benden daha çok sevdiği belli oldu: dokuzuncu gün, yüzünden o belirsiz gülümseme silindi ve öldü. s.104 Her zaman yapılan yanlış nedir, bilir misin? Yaşamin değişmez olduğunu sanmak, trenin ray değiştirmeden sonsuza kadar gideceğini düşünmektir. Oysa kaderin hayal gücü bizimkinden daha renklidir. Artık çıkış yolunun kalmadığını sandığın bir durumda umutsuzluğun zirveye vardığında, rüzgar hızıyla herşey değişir, altüst olur ve bir andan ötekine geçerken kendini yeni bir yaşantının içinde bulursun. s.115 Ben o günden yaslılığıma dek bütün yaşantımı tahmin etmiş, belirlemiştim. Hesaba katmadığım ve düzeni bozacak herhangi bir şey beni tedirgin ediyordu. Yenilik, ilk adımda korkutur, ilerleyebilmek için, bu korku duygusunu aşmak gerekir. s.116 O gece ansızın bir şeyin farkına varmıştım, bedenimizle ruhumuz arasında pek çok minik pencere vardı, açık oldukları zaman, buradan duygular geçiyordu, aralıksa, pek bir şey geçemiyordu. Aşk, yalnızca aşk hepsini birden ardına dek, birdenbire, şiddetli bir fırtına gibi açabilirdi. s.117 Ernesto kader konusunda çok inançlıydı. "Her erkeğin yaşamında," diyordu, "mükemmel birlikteliğe ulaşabileceği tek bir kadın vardır, her kadının yaşamın bütünlüğüne ulaşabileceği tek bir erkek vardır." Ama buluşabilmek pek az kişinin yakalayabildiği bir alınyazısıydı. Geride kalan herkes bir tatminsizlik, sürekli bir özlem içinde yaşamak zorundadır. "Böylesine bir buluşmayı kaç kişi başarabilmiştir ki..." diyordu odanın karanlığında, "on binde, milyonda, on milyonda bir kişi var mıdır?" On milyonda bir olabilir, evet. Geride kalan bütün öteki evlilikler, çöpçatanlıktır, tensel hoşlanmalardır, geçicidir, fiziksel, kişiliksel ya da sosyal konuların benzerliği yüzünden yapılmıştır. Bu yargılardan sonra da yinelemeden edemiyordu: "Nasıl şanslıyız biz, değil mi? Kimbilir bizi neler bekliyor, kimbilir?" s.118 Sen de aşkı ilk kez tattığında üzerinde nasıl değişik ve komik etkiler yarattığını göreceksin. Aşık olana dek, yüreğin özgür kaldığı sürece, hiçbir erkeğin dikkatini çekmezsin; sonra, bir tek insana kapıldığın anda, sen artık başkalarını hiç umursamazken, herkes peşine düşer, sana tatlı sözler söylerler, sana kur yaparlar. Bu, sana daha önce sözünü ettiğim pencerelerle ilgilidir işte (s.116). Bunlar açıksa beden ruha, ruh da bedene müthiş bir ışık verir. Ayna gibi birbirlerine yansırlar. Kısa bir süre içinde çevrende altın renginde, sıcak bir hare belirir, bu hare bütün erkekleri, balın ayıları çekmesi gibi sana doğru çeker. s.118 En büyük, en mutlak aşklar bile, araya uzaklık girince kuşkulara neden oluyorlar. s.120 Bana hala öyle geliyor ki, ilişkilerdeki kolaylık, aşkı ucuzlatıyor, hafifletiyor. | |
| | |
| | #2 |
| s.123 Bir erkeği sevince -onu bütün bedenin ve ruhunla sevince- ondan bir çocuk istemek en doğal şeydir. Burada zihinsel, mantıksal temellere dayanan bir seçim söz konusu değildir. Ernesto'yu tanımadan önce bir çocuk istediğimi hayal ederdim ve bunu neden istediğimi, artı ve eksilerini çok iyi bilirdim. ... Ama o gece Ernesto'ya "Bir çocuk istiyorum," dediğim zaman bu bambaşka bir şeydi, yalnızca iyi niyetle alınacak bir karar değildi, bir çılgınlıktı, dinmek bilmeyen bir sahip olma arzusunun sonucuydu. Ernesto'yu içimde, benimle, yanımda, sonsuza dek istiyordum. s.132 Ernesto'nun ölümüne hiçbir açıklama bulamıyordum, bana ait hiçbir ışığımın olmadığını keşfetmem de, bir yanıt bulma çabalarımı güçleştiriyordu. Bak, onunla karşılaştığımda, aşkımız doğduğunda, bir anda bütün yaşantımın anlam kazandığını düşünmüştüm, var olmaktan ötürü mutluydum, çevremde var olan her şeyden ötürü sevinçliydim. Yürüyüşümün en yüksek, en sağlam noktasına gelmişim gibi hissediyordum kendimi, beni bu noktadan hiçbir şeyin ve hiç kimsenin kımıldatamayacağından emindim. Her şeyi anlamış olan insanlara özgü o gururla güvenliliğe kavuşmuştum. Yıllardır yolları kendi bacaklarımla aştığımı sanıyordum, oysa tek başıma tek bir adım bile atmamıştım. Hiç farketmemiş bile olsam, altımda bir at vardı ve ilerleyen hep oydu, ben değil. At ortadan kaybolur kaybolmaz ayaklarımın farkına vardım, ne kadar da çelimsizdiler. Adımlarım küçük bir çocuğun ya da yaşlınınkiler gibi güçsüzdü. Bir an için herhangi bir bastona dayanmayı düşündüm: din ya da çalışmak olabilirdi bu. Bu da kısa süreli bir düşünce oldu. Hemen fark ettim ki yeni bir yanlıştan baska bir şey olmayacaktı. Kırk yaşında artık yeni yanlışlara yer yoktur. Bir an için, insan çıplak olduğunu fark ederse, aynaya oldugu gibi bakma cesaretini kendinde bulmalidir. Her şeye yeniden başlamalıydım. Söylemesi kolay ama yapması çok zordu. Ben neredeydim? Ben kimdim? Son kez ben kendim ne zaman olmuştum? s.136 Yakınlarda bir yerde okuduğuma göre, Amerikan Kızılderililerinin şöyle bir deyişi varmış: "Bir insanı yargılamadan önce üç ay eskiyinceye dek onun mokasenlerinde yürü." s.137 Yanlışlık yapmak doğaldır, ama bunlardan ders çıkarmadan ilerlemek bir yaşamın anlamını yitirmesine yol açar. Başımıza gelenler hiçbir zaman nedensiz değildir, her birinin kendi anlamı vardır. Her karşılaşma, her küçük olay kendi içinde bir anlam barındırır. İnsanların kendi kendini anlayabilmesi, onu kabullenebilme yetisinden, herhangi bir anda yön değiştirebilme becerisinden, kertenkeleler gibi mevsim değişikliklerinde eski deriyi terk edebilmesinden doğar. s.138 İnsanın kendi iç dünyasına bakmak istemediği zaman bahaneler bulması dünyanın en kolay şeyidir. Dıştan bir suçlu her zaman vardır. Suçun -ya da daha iyisi sorumluluğun- yalnızca bize ait olduğunu kabullenmek çok cesaret ister. Gene de sana söylemiş olduğum gibi, ilerleyebilmek için tek yol budur. Eğer yaşam bir yolsa, her zaman yokuş yukarı giden bir yoldur. s.157 Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme biçimini anımsa. Unutma ki yapraği gür ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgarda devrilir, oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu binbir güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir, olayların içinde ve üzerinde olmalısın, ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir, ancak böyle doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin. Ve sonra, önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilemediğin zaman, herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al, hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle. Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git. --- Susanna Tamaro --- ve diyorum ki ; Yüreğinin götürdüğü yere mi, yoksa aklının götürdüğü yere mi gitmeli insan? "Yüreğinin götürdüğü yere git" ya da "Git yüreğinin götürdüğü yere" deyimini mutlaka duymuşsunuzdur. Bir kadın veya erkeğin, kendisinden 20 yaş büyük birine aşık olduğunu düşünün. Akıl (mantık) diyor ki: "20 yaş fark var, bu ilişki asla olmaz, hiç deneme" Ama, yürek diyor ki: "yaşın önemi yok, mutlu olabilirsen bu sana yeter. yaşı düşünme, mutluluğu yakalamaya çalış. şansını dene." ya da şu örnek: bir öğrenci final sınavında boş kağıt vermek istiyor. isyan etmek ya da başka birşeyden dolayı, boş kağıt vermek istiyor. 0 alacağını, hatta belki de sınıfta kalacağını biliyor ama boş kağıt verirse kendini mutlu hissedecek, çünkü kafasına koyduğu bir şeyi yapmış olacak. Akıl (mantık) diyor ki: "boş kağıt verme gerizekalı! kalırsın sınıfta!" ama öbür yanda yürek diyor ki: "kalsam da mühim değil, ben böyle yapmak istiyorm. boş kağıt vermek beni mutlu edecek -ne olursa olsun-" ya da adam öldürmek isteyen, buna karar vermiş birini düşünün... akıl derki böyle bir durumda çoğu zaman: "cana kıyma! delirme, sakın öldürme!" ama yürek diyorki o adam: "ulan öldürmeyi düşündün karar verdin, öldür artık. bunu istedin ve artık yap!" Evet arkadaşlar, sizce insan hangisine göre hareket etmeli: Yüreğinin götürdüğü yere mi, yoksa aklının götürdüğü yere mi gitmeli insan? | |
| | |
^^ Asi ^^ bu mesaj icin 2 üyeden tesekkür aldi: |
| | #3 |
| Biz inSanLarda hem YureK hem aKiL var...Nedense BunLar birBiriyLe farkLi goruLuor inSanlar TarafinDan...ama Ben Yuregimden Bisiy GecirMezSem akLima DaNi$mamki...Yurek HisSediyor akLa devreDiyor..Yani DevirDaim gibi Du$un..aKiL Cogu zaMan enGeLLer inSani,yüRek iSe KorukLer...Hadi git yap Der...ama aKLimizi devRe di$i ßirakma imKaniMiz oLmadiGi iCin Cogu Zaman OrTaSini BuLmaya CaLi$iriz..Bugun DuyGusaLLigim UstumDe.. suaN sayFaLarCa DoLusu yazaBiLirim..ama AkLim diorKi yeter...SacMaLamaya ßa$LayaCakSin.. LutFen sevDikLerimizin DegeRini ßiLeLim...(aLakaSiz ama)....... te$eKKurLer... | |
| | |
*AmarA* bu mesaj icin 2 üyeden tesekkür aldi: |
| | #4 |
| "Hayallerinin peşinden koşanlar, işin kolayına kaçanlardır." JP. Sartre. Tek basına yürek dogruyu göstermeyebilir , yürek sesini dinlemedende mantıkla mutlu olunamaz ondan dolayı diyorum ki ; Bence insan yüreginin götürdügü yere aklıyla ulasmayı basarabilmeli... | |
| | |
| | #5 |
| Hayatta en nefret etiğim şeylerden biridir bu tazr ikilemlerin sunulması.Ve bu yüzden daima kendime 3. yolu seçmişimdir.Yani olmayan yolu kendim var etmişimdir ve o yoldan giderek kazanmışımdır.Ben ne aklımın sesini ne de kalbimin sesini tek başına dinlemyi tercih ederim.İkisinin bir şekilde birbirlerine olan bağlılıklarıvardır yaratılışlarından beridir.Beyin geliştikçe kalbe olan bağlılığı da o denli gelişiyor.Ama her ikisinin arasında çok ince bir perde var.Gerçekten de oldukça ince bir perde bu.Ve hangi sesin şiddeti yüksek çıkarsa o perdeyi aralayıp ona göre hareket edebiliyor insan.Ben isekendi sistemim olarak gördüğüm şeyi yapmayı tercih ediyorum bu noktada.Aklımın mantığı ve duygularımın analitiği ile hareket ediyorum.İşe bu beni zafere götüren yoldur.Her iki organın varoluşlarından beridir gelen bağlılıklarının en büyük göstergesidir bu.Ben her ikisini yeni bir kavramla açıklayarak yeni ve gelişmiş bir seçeneğe koşarım ![]() Saygı ve Sevgilerimle | |
| | |
| | #6 |
| Konuya uyacagını düsündügüm birde siir paylasmak istedim ![]() Akıl Başka Yürek Başka Birbirine benzese de Yel başkadır, külek başka Itrı da hoş, rengi de hoş Gül başkadır, çiçek başka. Her diki yokuş bilme gel Her meyi meyhoş bilme gel Her uçanı kuş bilme gel Kuş başkadır, böcek başka. Her derdine ortak benim Her ağrını ten bölenim* Sen çekensin, Ben gelenim Gemi başka, yedek başka. Hakkın yolu öz yolumdur Eğilmeyen düz yolumdur, Hayırla şer sağ solumdur Şeytan başka, melek başka. Bir dileğe ben calandım* Kah kazandım, kah talandım. Ömrüm boyu haçalandım* Akıl başka, yürek başka. Dilek oldu benim adım Pervazlandı kol kanadım Yetmedi sabrım, inadım Amel başka, dilek başka. | |
| | |
The Following User Says Thank You to ^^ Asi ^^ For This Useful Post: |
| | #7 |
| ben aklımın götürdüğü yere giderim. | |
| | |
| | #8 |
| Daha önce okumuştum ve benim etkileyen sayfa 157 s.157 Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme biçimini anımsa. Unutma ki yapraği gür ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgarda devrilir, oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu binbir güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir, olayların içinde ve üzerinde olmalısın, ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir, ancak böyle doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin. Ve sonra, önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilemediğin zaman, herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al, hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle. Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git. | |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvp | Son Mesaj |
| 50 YKR - KGYG (Kalbinin Götürdüğü Yere Git) O.S.T Yepyeni Tek Parca | **Erv@** | Son Cikan MP3 Sarkilar | 20 | 08.01.2009 03:41 |
| üstekini bir yere yolla | neseli | Forum Oyunları | 668 | 25.12.2008 02:35 |
| "Kadri'nin Götürdüğü Yere Git" adlı komedi filmi, 16 Ocak 2009'da sinemaseverlerle | ahirim | Kültür Sanat Haberleri | 2 | 20.11.2008 00:06 |
| kalmak ağır geldiğinde gitmeli insan | KuZGuNi | Resimli Şiirler | 14 | 05.05.2008 17:29 |
| 23 yıl boş yere yattı | kararti_54 | Haber Arsivleri | 2 | 17.04.2008 23:12 |